BREXİT




Yeni yıl ile birlikte piyasaların odağına daha önce çok tartışma alanı bulunmayan İngiltere’nin AB üyeliğinden çıkma konusu girdi. Şuanki Başbakan Cameron göreve gelirken AB üyeliğinden çıkmayı tartışacaklarını ifade etmişti. Geçtiğimiz haftalarda açıklamalarda bulunan Londra Belediye Başkanı’da brilikten çıkış sürecine destek vereceğini açıklaması piyasalarda tansiyonun yükselmesine yetti. Geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği yetkilileriyle anlaşmaya varan ada ülkesi göçmenlere verilen sosyal yardımlarla ilgili düzenlemelere gitti. Sisteme göre İngiltere’ye gelen göçmenler sosyal yardımlardan ancak 4 sene sonra yararlanmaya başlayabilecek. Ülkenin hali hazırda zaten Schengen’e dahil olmadığını ve kendine ait vize uygulamalarının bulunduğunu biliyoruz. Yapılan anlaşma ile birlikte de İngiltere sığınmacı krizine karşı bir önlem almış oldu. Fakat İngiltere’nin bölgeden ayrılmak istemesinin ekonomik açıdan tartışmaya açık birçok alanı var. 

Dünya ticareti gelişimi 
Bretton Woods sisteminin yıkılmasıyla birlikte uluslararası ticaret imkanı yaygınlaşmış ve 1980 - 2007 yılları arasında rakamlar üçe katlanmıştır. Ülkelerin uluslarası ticareti destekleyici kanuni görünüme zemin hazırlaması, sermaye akışının kolaylaşması ve gümrük vergilerindeki azalmalar dünya ticaretini geliştiren etmenler. İlerleyen süreçte ise ülkeler belirli alanlarda uzmanlaşmaya giderek toplam çıktı miktarlarını artırdılar. Çin 2002 ve 2012 yılları arasında yüzde 10’luk büyüme performansına yakın bir gelişim gösterirken Hindistan yüzde 7’lik büyümesiyle göz doldurdu. Yaşanan son kriz en çok gelişmekte olan ülkeleri etkilese de gelişmiş ülkelere kıyasla büyüme yüzdelerinin yüksek olduğu ve dünya ticaretinde kendilerine daha çok yer edinme fırsatı bulduklarını söyleyebiliriz. İngiltere’nin birlikten ayrılmasını destekleyen grubun aklındaki başlıca fikir ise bu gelişmeler etrafında oluşuyor. Birlik ticaret kurallarının İngiltere’nin gelişmekte olan ülke piyasalarına ulaşmasını zorlaştırdığına inanan kesim ilerleyen dönemlerde dünya ticaret ağında bu ülkelerin söz sahibi olabileceğini düşünüyorlar. 

AB ticari ilişkileri
AB ticari ilişkileri


Birliğe üye ülkeler arasındaki ticarette sağlanan avantajlar ekonomileri birbirlerine yaklaştırmış ve Avrupa Birliği’nin kendi ticaret ağının oluşmasını desteklemiştir. 27 üye ülke arasındaki iletişim hala kuvvetli gözükse de yükselişin ivme kaybettiği açıkça görülüyor. 


İngiltere ticari ilişkileri
İngiltere ticari ilişkileri


İngiltere’nin ticaret ilişkilerine göz atacak olursa toplam ticari ilişkilerinin neredeyse yüzde 50’ye yakın bir kısmının hala daha birlik ülkeleri ile olduğu görülürken gelişmekte olan ülkelerle olan bağlarının gün geçtikçe kuvvetlendiğini görebiliriz. Birlik karşıtı görüşün savunduğu görüşün özünde ise Avrupa’nın İngiltere’ye olan ihtiyacının İngiltere’nin Avrupa’ya olan ihtiyacından fazla olduğu düşüncesi yatıyor. Ada ülkesi birlikten çıkarak tekli ticaret anlaşmalarıyla birlikte birlik içerisindeki ülkeler ile yeniden anlaşıp kendine uluslarası pazarda daha rekabetçi konuma getirmek istiyor. 

Çıkış sonrası seçenekler neler 
Eğer İngiltere AB üyeliğinden çıkarsa anlaşmaların nasıl yapılabileceği konusunda ve hangi görüşün benimseneceği konusunda seçim hayli zor. İlk seçenek ise Avrupa Ekonomik Alanı ( EEA ) olarak gözüküyor. Avrupa ekonomik alanı üye olmayan ülkelere de sanki birlik içerisinde yer alıyorlarmışcasına verilen serbest ticaret izni olarak tanımlayabiliriz. Fakat bu seçenekte üye ülkelerin Avrupa Birliği hukukunun da bir bölümünü kabul etmek zorundalar. Yani İngiltere’nin elini zorlayan Avrupa ticari düzenlemeleri bahsi geçen senaryoda devam edecek. Bu da İngiltere’nin ayrılma fikrine ters düşen bir görünüm söz konusu. 

İkinci seçenek olarak ise gümrük birliği ( Custom Union ) EEA’nın alternatifi olarak düşünülebilir. Gümrük birliği ise temelde ikili gümrük anlaşması olarak düşünülebilir. Taraflar herhangi bir kısıtlama olmaksızın ülkeler arası ticaret yapabilirler. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 1995 yılından itibaren uygulanmakta olan bu oluşumda üye ülke Avrupa’da belirlenen ürün standartlarına uymak zorunda olacak. Ayrıca İngiltere gümrük birliğine katılırsa diğer ülkelerle yaptığı anlaşmalarda da hala Avrupa Birliği’nin söz hakkı olacak. 

Bir diğer seçenek ise İsviçre stili olarak bilinen ve ikili anlaşmalara dayalı bir sistem. Gümrük birliği ve Avrupa Ekonomik Alanı senaryolarında karşımıza çıkan hukuksal ve diğer ülkeler arasındaki ticari anlaşma çıkmazları İsviçre tarzında problem olarak karşımıza çıkmıyor. Bu görüşte ülkeler sektör bazlı ikili anlaşmalara giderek serbest geçiş hakkı kazanıyorlar. Örnek olarak İsviçre mal ticaretinde ücretsiz geçiş hakkına sahipken hizmetler alanında kısıtlı erişime sahip. Avrupa Ekonomik Alanı’nda hizmetlerde herhangi bir anlaşma söz konusu değilken İsviçre stilinde bu anlaşmanın sağlanabilirliği ve hukuksal açıdan baskı oluşturmaması yukarıda bahsettiğimiz iki seçeneğin önüne geçiyor. 

Serbest ticaret anlaşmalarına gitmek ise AB karşıtı kesim arasında en çok destek bulan fikirlerden biri. İngiltere eğer AB üyeliğinden çıkarsa serbest ticaret anlaşması yaparak üye ülkelere gümrük bedeli ödemeden ulaşması mümkün olacak. Fakat birliğin burada anlaşma şartlarında biraz daha zorlayıcı davranması şaşırtıcı olmayabilir. Anlaşma şartlarında ürün standartları ve teknik detaylarda Avrupa Bölgesi ısrarcı olabilir. 

Son olarakta İngiltere Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre düzenlemelere gitmek zorunda kalabilir. 162 üye ülkenin bulunduğu toplulukta yasal bir çerçeve kapsamında ticari ilişkiler belirlenmektedir. Bu senaryoda İngiltere ihraç rakamları olumsuz etkilenebilir. Örnek olarak İngiltere dünyadaki en büyük araba üreticilerinden biri ve üretimlerinin çoğunu Avrupa Bölgesi ülkelerine ihraç ediyor. Eğer çıkışın ardından Avrupa Bölgesi ile yeniden bir gümrük anlaşması mümkün olabilirse Dünya Ticaret Örgütü’ne katılmak bir adım daha öne çıkabilir. Tüm seçenekler göz önüne alındığında serbest ticaret anlaşmalarına gitmek İngiltere için en uygun yol gibi gözükse de süreçte karşılaşabilecek zorluklar sanılandan büyük olabilir. 

İngiltere çıkışını aldı peki ya sonra.. 
Çıkışın gerçekleşmesi halinde ise ticaret görüşmelerinde İngiltere’nin eli ne kadar kuvvetli olacak sorusu akıllara gelecek. Her ne kadar belirli kısıtlamalar ve standartlar olsa da Avrupa Bölge ekonomisi İngiltere’nin Çin’den yapmış olduğu ithalat miktarının 7 katı kadar büyük bir hacme sahip. Bu büyüklük de bölgeye pazarlık yapma lüksünü sunuyor. Eğer İngiltere bir başına ticari anlaşmalar yapmaya kalkarsa kozunun birlik ekonomisi kadar kuvvetli olmayacağı açık. 

Birlikten ayrılmanın gerçekleşmesi halinde incelenmesi gereken bir diğer alan da yatırımlar olacak. İngiltere direk yabancı yatırımları için hayli cazip bir ülke. Ada ülkesi Avrupa Birliği içerisinde yer almanın faydalarını yabancı yatırımlarında büyük oranda hissetmekte. Eğer ülke birlikten ayrılırsa cazibesini yitirebilir. Taşınması zor olan alanlarda üretim yapan firmalarda ilk etapta bu etki hissedilemeyecek olsa da özellikle araç üretimi yapan Nissan ve Jaguar Land Rover gibi sektördeki en büyük iki firma İngiltere’deki etkinliğini azaltabilir. Her ne kadar ülke genel olarak hizmet sektörüne dayalı bir ekonomiye sahip olsa da reel yatırımların kayması ülke büyümesini olumsuz etkileyecektir. 

Yabancı yatırımlar
Yabancı yatırımlar


Özetle İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasıyla ulaşmayı planladığı amaçlar kaybedeceklerini yanında anlamsız kalıyor. Ülkenin birlikten ayrılması bazı küçük ekonomilerle anlaşmalarını artıracak olsa da Çin , Hindistan gibi ülkeler ile pazarlığa oturabilme olanaklarını düşürecektir. Ayrıca ayrılma planı ülkenin şuanda bulunduğu durumdaki ticaret anlaşmalarından daha büyük bir ağa sahip olabileceğine dair herhangi kanıt sunmuyor. Yapılan tahminlere göre kötü senaryoda İngiltere ayrılışın ardından 2030 yılında planlanan büyümesinden yüzde 2.2’lik bir pay kaybediyor. İyi senaryo ise ülke büyümesine 2030 yılında yüzde 1.6’lık bir katkı sağlıyor. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder